Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
25 Temmuz 2026 Cumartesi
Ekonomi Haberleri
23 Temmuz 2026

Merkez Bankası Politika Faizini Dördüncü Kez Yüzde 37’De Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu'nun temmuz ayı toplantısı bugün gerçekleştirildi. Piyasanın genel beklentisi, politika faizinin mevcut seviyesinde korunacağı, olası faiz indiriminin ise Eylül-Ekim dönemine ötelenebileceği yönündeydi. Merkez Bankası da beklentilere paralel bir karar alarak politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Böylece ocakayında yüzde 38'den yüzde 37'ye indirilen politika faizi, dördüncü kez üst üste aynı seviyede kaldı. Enflasyonla Mücadelede Ortak Sorumluluk ve Eşgüdüm Önem Taşıyor Enflasyonla mücadelenin kamu, reel sektör ve tüm ekonomik aktörlerin ortak sorumluluğuyla kararlılıkla sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanmasıyla birlikte para politikasında oluşacak normalleşme sürecinin, ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımlarla desteklenmesini bekliyoruz.  Üretim ve İhracat İçin Finansman Kanalları Desteklenmeli Bu kapsamda, ihracatçı firmalara yönelik kredi kullandırım sınırlamalarının gözden geçirilmesi, ticari krediye erişimin kolaylaştırılması, Eximbank kaynaklarının artırılması ve reeskont kredilerinin daha etkin kullandırılmasının üretim, yatırım ve ihracatımıza önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum. İhracatçımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için uygun maliyetli ve erişilebilir finansman imkânlarının güçlendirilmesi büyük önem taşıdığını vurgulamak istiyorum. Enflasyon kalıcı şekilde kontrol altına alınmadan üretimde, ihracatta ve sanayide yeniden güçlü bir rekabet gücü yakalamak kolay görünmüyor. Fiyat istikrarı; yatırımın, öngörülebilirliğin ve sürdürülebilir büyümenin en önemli temellerinden birini oluşturuyor. Enflasyonun kalıcı olarak düşmesiyle birlikte üretim gücümüzün artacağına, ihracatımızın yeniden daha rekabetçi bir konuma ulaşacağına ve ülkemizin ekonomik potansiyelini çok daha güçlü şekilde ortaya koyacağına inanıyorum. Güçlü üretim, güçlü ihracat ve güçlü Türkiye'nin yolu kalıcı fiyat istikrarından geçiyor. Kalıcı Fiyat İstikrarı ve Uygun Finansman Birlikte Ele Alınmalı Bununla birlikte ihracatçılarımız yalnızca dış pazarlardaki rekabet koşullarıyla değil, aynı zamanda yüksek finansman maliyetleriyle de mücadele ediyor. Pazartesi günü kamuoyuyla paylaşılan İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri de mevcut ekonomik görünümün reel sektör üzerindeki etkilerini açık şekilde ortaya koyuyor. Sanayicinin oluşturduğu faaliyet kârının yaklaşık %87’si finansman giderlerine ayrılırken; işletmeler yatırım, üretim, teknoloji ve ihracata yönlendirebilecekleri kaynakların önemli bir bölümünü finansman maliyetleri için kullanmak durumunda kalıyor. Finansman giderlerinin ulaştığı seviyeler, elde edilen kazancın büyük ölçüde finansman maliyetleri tarafından eritildiğini gösteriyor. Bu tablonun, yüksek finansman maliyetlerinin üretim kapasitesi, yatırım iştahı ve uluslararası rekabet gücü üzerindeki baskısını somut verilerle ortaya koyduğunu ifade edebilirim. Küresel ekonomide jeopolitik gelişmelerin belirsizlikleri artırdığı ve uluslararası rekabetin her geçen gün yoğunlaştığı bir dönemde yüksek finansman maliyetleri; işletme sermayesini, yatırım kararlarını ve firmalarımızın rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle enflasyonla mücadele sürerken, ihracatçının uygun koşullarda finansmana erişimini destekleyecek mekanizmaların da güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. İhracatçılarımız mevcut küresel zorluklara rağmen üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize döviz kazandırmaya devam ediyor. Bu başarının sürdürülebilmesi için enflasyonun kalıcı şekilde kontrol altına alınması, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve öngörülebilir ekonomi politikalarının kararlılıkla uygulanması büyük önem taşıyor. Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanması ve fiyat istikrarı ile üretim ve ihracatı destekleyen politikaların birlikte yürütülmesinin para politikasında başlayacak normalleşme sürecinin yatırımı, üretimi ve ihracatı destekleyen bir zemini beraberinde getireceğine inanıyorum. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu'nun temmuz ayı toplantısı bugün gerçekleştirildi. Piyasanın genel beklentisi, politika faizinin mevcut seviyesinde korunacağı, olası faiz indiriminin ise Eylül-Ekim dönemine ötelenebileceği yönündeydi. Merkez Bankası da beklentilere paralel bir karar alarak politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Böylece ocakayında yüzde 38'den yüzde 37'ye indirilen politika faizi, dördüncü kez üst üste aynı seviyede kaldı. Enflasyonla Mücadelede Ortak Sorumluluk ve Eşgüdüm Önem Taşıyor Enflasyonla mücadelenin kamu, reel sektör ve tüm ekonomik aktörlerin ortak sorumluluğuyla kararlılıkla sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanmasıyla birlikte para politikasında oluşacak normalleşme sürecinin, ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımlarla desteklenmesini bekliyoruz.  Üretim ve İhracat İçin Finansman Kanalları Desteklenmeli Bu kapsamda, ihracatçı firmalara yönelik kredi kullandırım sınırlamalarının gözden geçirilmesi, ticari krediye erişimin kolaylaştırılması, Eximbank kaynaklarının artırılması ve reeskont kredilerinin daha etkin kullandırılmasının üretim, yatırım ve ihracatımıza önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum. İhracatçımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için uygun maliyetli ve erişilebilir finansman imkânlarının güçlendirilmesi büyük önem taşıdığını vurgulamak istiyorum. Enflasyon kalıcı şekilde kontrol altına alınmadan üretimde, ihracatta ve sanayide yeniden güçlü bir rekabet gücü yakalamak kolay görünmüyor. Fiyat istikrarı; yatırımın, öngörülebilirliğin ve sürdürülebilir büyümenin en önemli temellerinden birini oluşturuyor. Enflasyonun kalıcı olarak düşmesiyle birlikte üretim gücümüzün artacağına, ihracatımızın yeniden daha rekabetçi bir konuma ulaşacağına ve ülkemizin ekonomik potansiyelini çok daha güçlü şekilde ortaya koyacağına inanıyorum. Güçlü üretim, güçlü ihracat ve güçlü Türkiye'nin yolu kalıcı fiyat istikrarından geçiyor. Kalıcı Fiyat İstikrarı ve Uygun Finansman Birlikte Ele Alınmalı Bununla birlikte ihracatçılarımız yalnızca dış pazarlardaki rekabet koşullarıyla değil, aynı zamanda yüksek finansman maliyetleriyle de mücadele ediyor. Pazartesi günü kamuoyuyla paylaşılan İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri de mevcut ekonomik görünümün reel sektör üzerindeki etkilerini açık şekilde ortaya koyuyor. Sanayicinin oluşturduğu faaliyet kârının yaklaşık %87’si finansman giderlerine ayrılırken; işletmeler yatırım, üretim, teknoloji ve ihracata yönlendirebilecekleri kaynakların önemli bir bölümünü finansman maliyetleri için kullanmak durumunda kalıyor. Finansman giderlerinin ulaştığı seviyeler, elde edilen kazancın büyük ölçüde finansman maliyetleri tarafından eritildiğini gösteriyor. Bu tablonun, yüksek finansman maliyetlerinin üretim kapasitesi, yatırım iştahı ve uluslararası rekabet gücü üzerindeki baskısını somut verilerle ortaya koyduğunu ifade edebilirim. Küresel ekonomide jeopolitik gelişmelerin belirsizlikleri artırdığı ve uluslararası rekabetin her geçen gün yoğunlaştığı bir dönemde yüksek finansman maliyetleri; işletme sermayesini, yatırım kararlarını ve firmalarımızın rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle enflasyonla mücadele sürerken, ihracatçının uygun koşullarda finansmana erişimini destekleyecek mekanizmaların da güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. İhracatçılarımız mevcut küresel zorluklara rağmen üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize döviz kazandırmaya devam ediyor. Bu başarının sürdürülebilmesi için enflasyonun kalıcı şekilde kontrol altına alınması, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve öngörülebilir ekonomi politikalarının kararlılıkla uygulanması büyük önem taşıyor. Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanması ve fiyat istikrarı ile üretim ve ihracatı destekleyen politikaların birlikte yürütülmesinin para politikasında başlayacak normalleşme sürecinin yatırımı, üretimi ve ihracatı destekleyen bir zemini beraberinde getireceğine inanıyorum.

23 Temmuz 2026

Dto, Denizli İmalat Sanayinin Skdm Uyum Raporunu Tamamladı

Başkan Erdoğan, DTO’da göreve gelir gelmez başlattığı yenilikleri devam ettiriyor… Aydın'da gerçekleştirilen bölgesel kalkınma, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir üretim gündemi değerlendirildi. Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı ve Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Erdoğan, toplantıda Denizli İmalat Sanayinde Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Uyum Raporu’nu tamamladıklarını açıkladı. Denizli’nin SKDM Uyum Puanı, 100 üzerinden 42,1 olarak belirlendiğini duyurdu. Denizli Ticaret Odası'nın yeşil dönüşüm çalışmalarını kurumsal bir yapıya kavuşturacağını söyleyen Başkan Erdoğan, GEKA yönetim kurulu üyelerine Denizli’deki firmalara tek noktadan hizmet verecek bir Yeşil Dönüşüm ve SKDM Ofisi kurduklarını müjdeledi. Denizli Ticaret Odası (DTO) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, bölgenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak projeler, yatırım, üretim, ihracat, turizm ve sürdürülebilir kalkınma çalışmaları ile iller arasındaki iş birliğini güçlendirecek konuların ele alındığı GEKAYönetim Kurulu Toplantısı'nın ardından değerlendirmelerde bulundu.Başkan Erdoğan, Güney Ege'nin geleceği için ortak akıl anlayışıyla çalışmaya devam ettiklerini belirterek, tüm dünyada olduğu gibi bölgesel kalkınmanın da sürdürülebilir üretim ve yeşil dönüşüm ekseninde şekilleneceğini ifade etti. Başkan Erdoğan: "Yeşil Dönüşüm Artık Ticari Bir Zorunluluk" Başkan Erdoğan, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile sanayide yeni bir döneme girildiğini belirterek, Denizli Ticaret Odası'nın bu alandaki çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü söyledi. DTO ile Güney Ege Kalkınma Ajansı’nın Teknik Destek Programı iş birliğinde hazırlanan Denizli İmalat Sanayinde Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Uyum Raporu’nun, Denizli sanayisinin yeşil dönüşüm yolculuğuna önemli veriler sunduğunu ifade eden Başkan Erdoğan, raporlarının tekstil, ana metal ve makine sektörlerinin mevcut durumunu ortaya koyduğunu kaydetti. Denizli’nin SKDM Uyum Puanı 42,1 Olarak Belirlendi Rapora göre Denizli sanayisinin genel SKDM uyum puanının 100 üzerinden 42,1 olduğunu belirten Erdoğan, bu sonucun sanayinin özellikle emisyon ölçümü, doğrulama, belgelendirme, dijital veri takibi ve kurumsal adaptasyon alanlarında gelişime ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini de söyledi. Ayrıca, sektörler arasında farklı hazırlık seviyeleri bulunduğunu dile getiren Başkan Erdoğan, ana metal sektörünün 50,1 puanla ilk sırada yer aldığını, tekstil sektörünün 43,1 puana ulaştığını, makine sektörünün ise 33,3 puanla en fazla desteğe ihtiyaç duyan sektör olarak öne çıktıklarını ifade etti. Erdoğan, sanayicilerin SKDM konusunda bilgi sahibi olduğunu ancak bu bilgiyi kurumsal uygulamalara dönüştürme noktasında önemli eksiklikler bulunduğunu belirterek, özellikle doğrulanabilir karbon verisi üretimi konusunda kapasitenin artırılması gerektiğini vurguladı. Başkan Erdoğan: “Yeşil Dönüşüm ve SKDM Ofisi Kurduk” Denizli Ticaret Odası'nın yeşil dönüşüm çalışmalarını kurumsal bir yapıya kavuşturacağını belirten Başkan Erdoğan, kurumlarının bünyesinde firmalara tek noktadan hizmet verecek Denizli Yeşil Dönüşüm ve SKDM Ofisi’ni kurduklarını duyurdu. Kurulacak ofis aracılığıyla firmalara SKDM Check-Up hizmetleri, ürün karbon ayak izi çalışmaları, sektörel raporlama desteği, teknik danışmanlık ve yeşil dönüşüm yol haritalarının hazırlanması gibi birçok alanda destek verildiğini de ifade eden Erdoğan, amaçlarının Denizli sanayisinin uluslararası rekabet gücünü korumak olduğunun altını çizdi. Başkan Erdoğan: Sürdürülebilirlik Merkezleri ile Yeşil Dönüşüm Projemiz Devam Ediyor Başkan Erdoğan, Denizli Ticaret Odası'nın; Uşak Ticaret ve Sanayi Odası, Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası ile Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nın ortaklığıyla ve TOBB ve EUROCHAMBRES iş birliğiyle yürütülen Sürdürülebilirlik Merkezleri ile Yeşil Dönüşüm Projesi’ni de başarıyla sürdürdüğünü belirtti. Proje kapsamında KOBİ'lerin yeşil dönüşüm süreçlerine uyum sağlaması, karbon ayak izi yönetimi konusunda bilgi ve uygulama kapasitesi kazanması, enerji ve kaynak verimliliğini artırması ile Avrupa Birliği (AB) pazarındaki rekabet gücünü korumasının hedeflendiğini kaydetti. Denizli'de belirlenen kriterleri sağlayan 10 KOBİ ile mentörlük ve danışmanlık çalışmalarının devam ettiğini ifade etti. Başkan Erdoğan: "Yeşil Dönüşümü Bir Fırsat Olarak Görüyoruz" Son olarak yeşil dönüşümün yalnızca çevresel bir yükümlülük olmadığını vurgulayan Başkan Erdoğan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: "Avrupa Birliği pazarındaki rekabet gücümüzü koruyabilmek için, yeşil dönüşümü zorunluluktan öte önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Üyelerimizin karbon yönetimi kapasitelerini geliştirmeleri, yeni pazarlara erişimlerini kolaylaştırmaları ve sürdürülebilir üretim anlayışını güçlendirmeleri için çalışmalarımızı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Güney Ege'nin kalkınması için ortak akıl ve güçlü iş birliğiyle üretmeye, yatırım yapmaya ve bölgemize değer katacak projeleri hayata geçiriyoruz."

23 Temmuz 2026

Pamukkale’de Bir Söz Daha Gerçek Oldu: Pamukkale’nin İkinci Gündüz Çocuk Bakimevi’nin Temeli Coşkuyla Atıldı

T.C. Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, seçim döneminde ilçe halkına verdiği sözleri birer birer gerçeğe dönüştürmeyi sürdürüyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla ilçeye kazandırılacak ikinci Gündüz Çocuk Bakımevi’nintemeli, Cumhuriyet Mahallesi’nde düzenlenen görkemli bir törenle ve dualarla atıldı. Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, hem çocukların zihinsel ve sosyal gelişimini desteklemek hem de kadınların toplumsal ve ekonomik hayattaki yerini sağlamlaştırmak adına stratejik bir yatırımı daha hayata geçiriyor. Pamukkale Belediyesi ve hayırsever KüçükerAilesi’nin iş birliğiyle hayata geçirilen Nezahat KüçükerGündüz Çocuk Bakımevi’nin temeli coşkuyla atıldı. Cumhuriyet Mahallesi 3500 Sokak’ta gerçekleşen törene Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, hayırsever Nejat ve Safa Küçüker ile protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. MİNİKLER İÇİN HER DETAY TİTİZLİKLE DÜŞÜNÜLDÜ BAŞKAN ERTEMUR: “BUGÜN SADECE BETON DÖKMÜYOR, UMUT EKİYORUZ” Geleceğin teminatı çocuklar için özel olarak tasarlanan dev projenin temel atma törenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, projenin sadece bir binadan ibaret olmadığını, Pamukkale’nin yarınlarına yapılan stratejik bir yatırım olduğunu vurguladı. Göreve gelirken hiçbir vatandaşı yalnız bırakmayacaklarının sözünü verdiklerini hatırlatan Başkan Ertemur, şu ifadeleri kullandı: “Nezahat Küçüker Gündüz Çocuk Bakımevi’mizin temel atma törenine hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada yalnızca bir binanın temelini atmıyor; çocuklarımızın geleceğine, ailelerimizin huzuruna ve Pamukkale’mizin yarınlarına güçlü bir temel atıyoruz. Umut ekiyor, geleceği inşa ediyoruz. Göreve gelirken ‘Pamukkale’de hiç kimse kendini yalnız hissetmeyecek’ demiştik. İşte bu sözün somut bir eserini daha hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Bir kentin gelişmişliği, çocuklarına sunduğu eğitim imkânlarıyla ve kadınlarına verdiği destekle ölçülür. Kadın güçlenirse aile güçlenir, aile güçlenirse toplum güçlenir. Hayırsever Küçüker Ailesi’ne yürekten teşekkür ediyor, tesisimize ismi verilecek olan merhume Nezahat Küçüker Hanımefendiyi rahmetle anıyorum. Pamukkale Belediyesi olarak, hayırsever ve vatandaş iş birliğiyle aşamayacağımız hiçbir engel yok.” DUYGUSAL ANLAR VE BELEDİYECİLİK VURGUSU Törende konuşan hayırsever Nejat Küçüker, “Merhum babam Besalet Küçüker’in bir vasiyeti vardı; 'İmkânlar müsait olduğunda annenizin adına bir hayır yapın' demişti. Merhum annemiz Nezahat Küçüker’in adını yaşatacak olan bu kreşin temel atma töreninde bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bu süreçte emeği geçen ve destek veren herkese yürekten teşekkür ediyor, tesisimizin hayırlı olmasını diliyorum” dedi. Denizli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ali Marım ise yerel yönetim tecrübesine dikkat çekerek, “Ali Rıza Ertemur; belediyecilik ve siyasi tecrübesiyle paranın nasıl yönetileceğini, tasarrufun nasıl yapılacağını herkese gösterdi. Bütçeyi halk adına en iyi şekilde kullandı. Bugün geldiğimiz noktada, başkanımızın 'Merkezefendi’de ne varsa Pamukkale’de de olacak' diyerek verdiği sözleri birer birer hayata geçirdiğine şahit oluyoruz. Bu değerli eserin ilçemize hayırlı olmasını diliyor, başkanımızı tebrik ediyorum” diye konuştu. Konuşmaların ardından Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, Küçüker Ailesi ve protokol üyeleri ile birlikte sahneye çıkarak dualar eşliğinde butona bastı ve NezahatKüçüker Gündüz Çocuk Bakımevi’nin ilk harcını döktü. Tören boyunca Pamukkale Belediyesi Mobil İkram Aracı da alanda hazır bulunarak vatandaşlara çeşitli ikramlarda bulundu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği temel atma töreni, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.

23 Temmuz 2026

Chp’li Arpacı: “Akp İktidarı Denizli’nin Bir Yıllık Bütçesini 3,5 Günde Faize Harcadı”

CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, yılın ilk altı ayında faize ödenen 1,5 trilyon liranın, Denizli Büyükşehir Belediyesi ile 19 ilçe belediyesinin toplam yıllık bütçesinin yaklaşık 55 katı olduğunu söyledi. Arpacı, “Denizli’nin bir yıllık emeğini 3,5 günde, şehir hastanesinin parasını ise 36 saatte faize harcadılar” dedi. CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi ve bütçe politikalarını Denizli üzerinden eleştirdi. Yılın ilk altı ayında faiz ödemelerine 1,5 trilyon lira harcandığını belirten Arpacı, bu rakamın Denizli’deki belediyelerin yıllık bütçesinin yaklaşık 55 katı olduğunu söyledi. Türkiye’de kaynak sorunu değil, kaynakların yanlış kullanılması sorunu bulunduğunu ifade eden Arpacı, faiz ödemelerinin günlük yaklaşık 8 milyar liraya ulaştığına dikkat çekti. Denizli Büyükşehir Belediyesi ile 19 ilçe belediyesinin bir yıllık toplam bütçesinin yaklaşık 27 milyar lira olduğunu belirten Arpacı, şunları söyledi: “Bakanlığın açıkladığı verilere göre bu sene altı ayda faize harcanan para 1,5 trilyon lira. Yani yirmi dört saatte 8 milyar lira faize para harcanmış. Denizli'de Büyükşehir Belediyesi ve 19 ilçe belediyenin toplam bütçesi yani bir senede vatandaşa hizmet ettiği rakam 27 milyar lira. Yani AKP Hükûmeti 1 milyon 60 bin nüfuslu Denizli'nin bir senelik emeğini, hakkını üç buçuk günde harcamış.” “Şehir hastanesinin parasını 36 saatte harcadılar” Denizli’de yıllardır tamamlanamayan şehir hastanesine de değinen Arpacı, hastanenin yapımı için gereken kaynağın yaklaşık 36 saatlik faiz ödemesine denk geldiğini söyledi. Arpacı, “Altı senedir tamamlayamadığı şehir hastanesinin parasını otuz altı saatte har vurup harman savurmuştur. Emekliye, çiftçiye, öğrenciye, işçiye, sanayiciye, üreticiye verilmeyen kaynak; faiz lobisine, uluslararası finans kuruluşlarına, "carry trade"cilere ziyadesiyle dağıtılmıştır” dedi.

22 Temmuz 2026

Ağlayan Ama Gözyaşını Göstermeyen Bir Türkiye

“Mahvolduk!” Ama nedense bu cümle meydanlarda değil, evlerde söyleniyor. İş yerlerinin arka odalarında, esnaf sohbetlerinde, dost meclislerinde fısıldanıyor. Herkes şikâyetçi. Sanayici şikâyetçi. Esnaf şikâyetçi. İşçi şikâyetçi. Emekli şikâyetçi. Asgari ücretli zaten konuşacak hâli kalmamış. Makineler çalışmıyor. Üretim yavaşlıyor. İşveren, “İşçi çıkarmak zorundayım” diyor. Esnaf ve küçük işletmeler yeni eleman alamıyor. İnsanlar ay sonunu değil, haftanın sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor. Türkiye'deki ekonomik buhran giderek derinleşiyor. Her geçen gün biraz daha büyüyor. Ve sanki hep birlikte dipsiz bir kuyuya doğru ilerliyoruz. Ama garip olan şu: Ses yok! Gündeme bakıyorsunuz; bir belediyeye baskın yapılmış, bir ünlü hakkında tutuklama ya da gözaltı haberi çıkmış, başka bir operasyon gerçekleştirilmiş... İnsanlar birkaç dakika konuşuyor. Sosyal medyada bakıyor, haberi okuyor, yorumunu yapıyor ve geçiyor. Çünkü artık insanların büyük bir bölümünün asıl gündemi başka. Geçim derdi! Kirasını nasıl ödeyecek? Kredi kartının asgarisini nasıl yatıracak? Çocuğunun okul masrafını nasıl karşılayacak? İşini kaybederse ne yapacak? Esnaf dükkânını açık tutabilecek mi? Sanayici üretime devam edebilecek mi? İşçi yarın sabah yine aynı fabrikaya gidebilecek mi? Emekli bir sonraki maaşa kadar cebindeki parayı nasıl yetiştirecek? İnsanların gerçek gündemi artık bunlar. Bir tarafta geçim sıkıntısı büyürken diğer tarafta inanılmaz bir tüketim görüntüsü var. Maliyeti 30 lira olan kahve 300 liraya satılıyor, kafeler yine doluyor. Özellikle gençler harcıyor. Kredi kartları kullanılıyor, borçlar erteleniyor. Dışarıdan bakınca hayat devam ediyor. Ama içeride bambaşka bir Türkiye yaşıyor. Öyle bir Türkiye ki insanları geceleri hesap makinesinin başında faturalarını düşünüyor, sabah olduğunda hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyor. Cebinde para yok ama yüzünde tebessüm var. Borcu var ama kimseye söylemiyor. İşini kaybetmekten korkuyor ama belli etmiyor. Geleceğinden endişeli ama çocuklarının yanında güçlü görünmeye çalışıyor. Bugün milyonlarca insan aynı hayatı yaşıyor. İçinden haykıran ama dışarıya tebessüm eden insanlar... İşte bugünün Türkiye'sini belki de en iyi anlatan cümle budur. İçeride fırtınalar kopuyor. Dışarıda sessizlik... İçeride korku var. Dışarıda tebessüm... İçeride, “Ben ne yapacağım?” sorusu var. Dışarıda, “Çok şükür, idare ediyoruz” cümlesi... Peki neden? BU SESSİZLİĞİN SEBEBİ NE? Korku mu? İnsanlar konuşmaktan mı çekiniyor? Yoksa mesele artık çok daha başka bir noktaya mı geldi? “Elimde olandan da olmayayım” düşüncesi mi insanları susturuyor? İşçi, “Sesimi çıkarırsam işimden olurum” diye mi düşünüyor? Esnaf, “Konuşursam başıma iş gelir” endişesi mi taşıyor? İşveren, “Zaten zor ayakta duruyorum, bir de başka sorunlarla uğraşmayayım” mı diyor? Yoksa toplum olarak hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıp sessizliği mi seçtik? İşte asıl sorgulanması gereken budur. Çünkü bu meselenin partisi yok. Sağcısı yok. Solcusu yok. Şucusu, bucusu yok. Pazardaki fiyat etiketi siyasi görüşünüzü sormuyor. Ev sahibi hangi partiye oy verdiğinize bakarak kirayı belirlemiyor. Elektrik faturası siyasi kimliğinize göre gelmiyor. İşsizlik kapınızı çaldığında hangi görüşten olduğunuzu sormuyor. Dert ortak. Sıkıntı ortak. Izdırap ortak. Ama sessizlik de ortak. İnsanlar kendi aralarında konuşuyor. Sanayici sanayiciye anlatıyor. Esnaf esnafa dert yanıyor. İşçi arkadaşına yakınıyor. Emekli kahvede anlatıyor. Sonra herkes susuyor. Belki de ekonomik krizden daha tehlikeli olan tam olarak budur. Bir toplumun yaşadığı sıkıntıya alışması... Umudunu kaybetmesi... Ve en sonunda, hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanması. Çünkü insanın cebindeki para bittiğinde yeniden kazanılabilir. İşler bozulduğunda yeniden düzeltilebilir. Ekonomi çöktüğünde doğru politikalarla yeniden ayağa kaldırılabilir. Ama bir toplumun umudu tükenirse, onu yeniden ayağa kaldırmak çok daha zordur. Bugün karşımızda belki de tam olarak böyle bir tablo var.

Devam