Siyasette çok kullanılan bir söz vardır:
“Yol arkadaşlığı…”
Peki gerçekten siyasette yol arkadaşlığı var mı?
Var.
Ama her zaman göründüğü kadar masum ve kalıcı değil.
Çünkü siyasette insanlar aynı hedef için yürürken, aynı zamanda aynı koltuğa, aynı makama, aynı adaylığa ve aynı güce talip olabilir.
İşte siyasetin en büyük çelişkisi burada başlar.
Aynı partinin çatısı altında birbirine “yol arkadaşım” diyen insanlar, şartlar değiştiğinde birbirlerinin en büyük siyasi rakibine dönüşebilir.
Bu nedenle siyaseti sadece partiler arasındaki mücadele üzerinden okumak büyük bir yanılgıdır.
ASLINDA SİYASİ KAVGA İÇERİDEDİR
Dışarıdan baktığınızda AK Parti'nin rakibi CHP'dir. Şimdi ki Yeni Parti.
CHP'nin rakibi AK Parti'dir.
İYİ Parti'nin rakibi başka bir partidir.
Sandıkta elbette böyledir.
Fakat parti binasının kapısından içeri girdiğiniz anda denklem değişir.
Bir il başkanının en büyük siyasi rakibi başka partinin il başkanı olmayabilir.
Kendi partisinde onun koltuğuna talip olan kişi olabilir.
Bir milletvekilinin seçimdeki rakibi başka partinin adayıdır.
Ama parti listesi hazırlanırken karşısındaki asıl mücadele, aynı listede yer almak isteyen başka bir siyasetçiyle yaşanabilir.
Bir belediye başkanının karşısındaki siyasi risk bazen muhalefet değil, kendisinden sonra o koltuğa oturmak isteyen kendi partisindeki isimdir.
İşte siyasetin gerçek yüzü biraz da budur.
Burada bir ayrım yapmak gerekiyor.
Siyasette bütün dostluklar sahte değildir.
İnsanlar gerçekten birbirine inanabilir, birlikte mücadele edebilir, yıllarca aynı davanın peşinden gidebilir.
Fakat siyasi ilişkilerde bir gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır:
Güç dengesi değiştiğinde ilişkilerin biçimi de değişebilir.
Bugün aynı fotoğraf karesinde bulunan iki siyasetçi, yarın aynı koltuğa aday olduğunda birbirlerinin rakibi olabilir.
Bugün birbirini destekleyen iki isim, yarın liderlik yarışında karşı karşıya gelebilir.
Bugün “abi”, “kardeş”, “yol arkadaşı” denilen kişi, yarın “siyasi rakip” olarak tanımlanabilir.
Dolayısıyla siyasette asıl mesele insanların birbirini sevip sevmediği değil;
çıkarların, makamların ve siyasi hedeflerin ne zaman kesiştiğidir.
KÜRSÜDE DÜŞMAN, YEMEKHANEDE DOST OLMAK NEDEN GARİP DEĞİL?
Meclis'te zaman zaman ilginç görüntüler ortaya çıkar.
Bir milletvekili kürsüde diğer partinin milletvekilini ağır şekilde eleştirir.
Bir süre sonra aynı kişiler Meclis yemekhanesinde aynı masada yemek yer.
Kamuoyu bunu görünce şaşırır:
“Az önce kavga etmiyorlar mıydı?”
Hayır.
Çünkü siyasi rekabet ile kişisel ilişki birbirinden farklıdır.
Kürsüdeki mücadele çoğu zaman seçmene verilen siyasi mesajdır.
Kulisteki ilişki ise siyasetin başka bir boyutudur.
Hatta bazen siyasetçinin karşı partideki bir milletvekiliyle iyi ilişkiler kurması, kendi partisindeki güç mücadelesinden daha az riskli olabilir.
Çünkü karşı partideki kişi sizin koltuğunuza doğrudan aday değildir.
Aynı partideki kişi ise olabilir.
İL BAŞKANLIĞI KOLTUĞU NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Bir il başkanı düşünün.
Görevi başında.
Teşkilat onun etrafında şekillenmiş.
Milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, ilçe başkanlarıyla ilişkileri var.
Ancak teşkilatın içinde başka bir isim yükseliyor.
O kişinin hedefi belli:
İl başkanı olmak.
İşte o noktada siyasi denklem değişiyor.
Artık mesele yalnızca partinin diğer partiyle mücadelesi değildir.
İçeride bir başka mücadele başlamıştır:
“Kim yönetecek?”
Bu mücadele bazen açıkça yapılır.
Bazen delegeler üzerinden yürür.
Bazen kulislerde konuşulur.
Bazen sosyal medya üzerinden mesaj verilir.
Bazen de hiçbir şey söylenmez.
Ama herkes kimin ne istediğini bilir.
MİLLETVEKİLİ İÇİN EN BÜYÜK TEHDİT BAZEN YANINDAKİDİR
Siyasette en zor koltuklardan biri milletvekilliğidir.
Çünkü milletvekili olmak isteyen insan sayısı, milletvekili yapılacak insan sayısından çok daha fazladır.
Mevcut milletvekili yeniden aday olmak ister.
Başka bir siyasetçi de aynı listeye girmek ister.
Teşkilattan bir isim “Artık sıra bende” der.
Belediye başkanı milletvekilliğini düşünür.
Eski milletvekili geri dönmek ister.
Böylece aynı parti içinde görünmeyen bir yarış başlar.
Dışarıdan bakıldığında herkes aynı partinin neferidir.
İçeride ise herkesin hesabı farklıdır.
İşte siyasetin en büyük ironisi de budur.
Aynı rozet, farklı hedefler.
TEPEDEKİNE YAKIN OLMAK YETMEZ
Siyasette bir başka büyük yanılgı da şudur:
“Lidere yakınım, o halde güvendeyim.”
Hayır.
Siyasette yalnızca tepedeki kişiye yakın olmak yetmez.
Çünkü siyasi dengeler değişir.
Liderin çevresi değişir.
Teşkilat değişir.
İttifaklar değişir.
Seçim sonuçları değişir.
Ve dün vazgeçilmez görülen bir isim, bugün siyasi rakip olarak görülebilir.
Bu nedenle siyasette asıl güvence, bir kişinin gölgesinde durmak değil;
kendi siyasi ağırlığını oluşturabilmektir.
Çünkü sizi bir makamda tutan şey yalnızca bir kişinin desteğiyse, o kişinin fikri değiştiğinde sizin siyasi geleceğiniz de değişir.
SİYASETTE “YARANMA” KÜLTÜRÜ
Bir başka gerçek de şu:
Siyasette bazı insanlar liderine yakınlaşmayı siyaset yapmak sanıyor.
Her söylenene alkış tutmak…
Her kararı savunmak…
Her fotoğraf karesinde görünmek…
Her açıklamayı desteklemek…
Bunlar kısa vadede işe yarayabilir.
Ama uzun vadede siyasi kişilik oluşturmaz.
Çünkü lider değiştiğinde bütün siyasi kimliğiniz de değişmek zorunda kalır.
Siyasette güçlü olan, yalnızca “kimin adamı” olduğu bilinen kişi değildir.
Asıl güçlü olan,
“Kendi siyasi ağırlığı olan kişidir.
TRİBÜNLERE OYNAMAK BAŞKA, GERÇEK MÜCADELE BAŞKA
Siyasetçinin karşı partiye sert sözler söylemesi çoğu zaman seçmene yönelik bir mesajdır.
“Biz buradayız.”
“Onlara geçit vermeyeceğiz.”
“Biz daha güçlüyüz.”
Bu açıklamalar siyasetin doğal parçasıdır.
Ancak gerçek siyasi mücadeleyi anlamak için yalnızca kürsüde söylenenlere bakmak yetmez.
Kulislere bakmak gerekir.
Kim kiminle görüşüyor?
Kim kimin adaylığını destekliyor?
Kim kimin önünü açıyor?
Kim kimin yükselmesini istemiyor?
Kim hangi göreve hazırlanıyor?
Kim kongrede kimi destekleyecek?
Siyasetin gerçek fotoğrafı çoğu zaman burada ortaya çıkar.
ASLINDA SİYASETTE EN BÜYÜK SAVAŞ SEÇİM GÜNÜ YAPILMIYOR
Seçim günü sandıklar açılır.
Kazanan belli olur.
Kaybeden belli olur.
Ama siyasetçi açısından asıl yarış çoğu zaman çok daha önce başlamıştır.
Adaylık yarışı…
Liste yarışı…
İl başkanlığı yarışı…
Belediye başkanlığı yarışı…
Genel merkezdeki güç yarışı…
Liderin çevresindeki konum yarışı…
Ve bütün bunlar olurken herkes aynı cümleyi kurar:
“Biz yol arkadaşıyız.”
Belki de siyasetin en büyük ironisi tam olarak budur.
SİYASETTE ASIL RAKİBİN KİM OLDUĞUNU ANLAMAK İSTİYORSANIZ KÜRSÜYE DEĞİL, KULİSE BAKIN
Siyasetin görünen yüzünde rakip başka partidir.
Ama siyasetin içerideki yüzünde rakip bazen aynı partinin rozetini taşıyan kişidir.
Dışarıdaki rakip sizi seçimde yenebilir.
İçerideki rakip ise sizi aday yaptırmayabilir.
Dışarıdaki rakip size oy kaybettirebilir.
İçerideki rakip sizi listeye sokmayabilir.
Dışarıdaki rakip iktidara gelmenizi engelleyebilir.
İçerideki rakip sizin iktidara giden yolunuzu daha başlamadan kapatabilir.
Bu nedenle siyasette “yol arkadaşlığı” kavramını romantikleştirmemek gerekir.
Yol arkadaşlığı vardır.
Dostluk da vardır.
Sadakat de vardır.
Ama bunların hepsinin üzerinde güç dengesi vardır.
Ve güç dengesi değiştiğinde, dün yanınızda yürüyen kişi yarın önünüzde yürümek isteyebilir.
İşte siyasetin en sert gerçeği budur:
Siyasette asıl kavga çoğu zaman karşı tarafta değil, aynı masanın etrafında oturanlar arasında yaşanır.
Ve siyasetçiyi gerçekten tanımak istiyorsanız, kime bağırdığına değil; kim yükselirken sevindiğine, kim yükselirken rahatsız olduğuna ve koltuk değiştiğinde kimin yanında kaldığına bakın.
Çünkü siyasette bazen en tehlikeli rakip, düşmanınız olduğunu bildiğiniz kişi değil; yol arkadaşınız sandığınız kişidir.