Sabah bir fabrikatör dostumu aradım. Arka fonda tanıdık bir telaş: fermuar sesi, çocukların neşesi…
“Yoldayız,” dedi, “yurt dışına çıkıyoruz.”
“Pazartesi iş var,” dedim, alışkanlıkla.
“Bayram,” diye düzeltti. “Üç günü değerlendirelim.”
“Değerlendirmek” kelimesi o an daha anlamlı geldi. Zamanın da, fırsatın da bir piyasa değeri var sonuçta.
Bir başka arkadaş… zeytinyağı işi. O da değerlendirme halinde:
“Pazartesi’ye kadar yokum.”
Bir diğeri zaten sınır ötesinde, kısa bir kültürel temas peşinde.
Anlaşılan, 1 Mayıs bazıları için hareket kabiliyetinin en parlak göstergesi.
Şehirde kalanlar da boş değil.
Hava serin, yer yer yağışlı. İşçiler sokakta. Şemsiyeler açık, program net: beklemek.
Uzun süreli, kesintisiz ve oldukça istikrarlı bir bekleyiş.
Her organizasyonun bir omurgası vardır.
Bu etkinliğin omurgası da hiç şüphesiz onlar.
Sendika başkanı sahneye dahil oluyor.
Zamanlama dikkat çekici, giriş etkileyici.
Son model aracından inip kalabalığa karışıyor.
Temsil başlıyor.
İşçiler aynı yerde, aynı sabırla.
Ama artık yalnız değiller. Bu da önemli bir gelişme.
Ben de kendi gündemime dönüp bir kamu kurumuna uğradım.
Kapı kapalı.
Not kısa ve net:
“1 Mayıs nedeniyle tatil.”
Demek ki bayram, farklı mekânlarda farklı biçimlerde ama aynı kararlılıkla kutlanıyor.
Günün tablosu aslında oldukça dengeli:
Zamanı olan yola çıkmış
İmkânı olan dinlenmiş
Yetkisi olan gelmiş
Sorumluluğu olan ise yerini hiç terk etmemiş
En kesintisiz katılım, her zamanki gibi en az konuşanlardan.
1 Mayıs…
Adı bayram.
Herkes kendi payına düşeni alıyor.
Kimi zamanı değerlendiriyor, kimi temsili, kimi de sabrı.
Ve bazıları var ki…
Takvimde bayram yazsa da, programları hiç değişmiyor.
Onlar için günün adı farklı olabilir ama görev aynı:
Sahada kalmak.