Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
5 Eylül 2026 Cumartesi
Gündem

ÜRETİCİ DE TÜKETİCİ DE KAZIKLANIYOR: KİM KAZANIYOR?

Türkiye’de Üretici İle Tüketici Arasındaki Fiyat Farkı, Artık Yalnızca Ekonomik Bir Mesele Olmaktan Çıkıp Toplumsal Bir Sorun Haline Geliyor.

Yazar: Mehmet BARUNDUK

Haber Giriş Tarihi: 05.09.2026 - 19:00

Haber Güncelleme Tarihi: 05.09.2026 - 19:00
haber resim

Tarlada kilogramı 17 liraya satılan üzüm, pazara geldiğinde 80 liraya kadar çıkabiliyor. Üretici aylar boyunca tarlada emek veriyor, gübre, ilaç, sulama, işçilik ve diğer giderlerle mücadele ediyor. Ancak ürününü hasat ettiğinde emeğinin karşılığını sınırlı bir gelirle almak zorunda kalıyor.
Benzer tablo et fiyatlarında da görülüyor. Üretim maliyeti 100 lira olan bir ürünün restoran veya tüketiciye ulaşırken 500-600 liraları bulması, “Aradaki farkın ne kadarı gerçek maliyet, ne kadarı fiyat şişkinliği?” sorusunu gündeme getiriyor.
Elbette işletmelerin kira, personel, enerji, vergi, lojistik ve diğer giderleri bulunuyor. Ancak bu giderlerin varlığı, üreticiden çıkan ürün ile tüketicinin ödediği fiyat arasındaki uçurumu tek başına açıklamaya yetmeyebiliyor.

ÜRETİCİ AYLABCA ÇALIŞIYOR, ARADAKİ ZİNCİR BİR GÜNDE KAZANIYOR

Ortaya çıkan en çarpıcı çelişkilerden biri de emeğin karşılığı.
Üretici, bir üzüm bağından ürün elde edebilmek için aylar boyunca çalışıyor. Buna karşılık ürünün pazara ulaşmasıyla birlikte fiyat birkaç katına çıkabiliyor.
Bu durum yalnızca üreticiyi değil, tüketiciyi de sıkıştırıyor. Üretici düşük fiyata satarken tüketici yüksek fiyata almak zorunda kalıyor.
Peki aradaki değer kimin cebinde kalıyor?
İşte tartışmanın en önemli noktası da burada başlıyor.

ENFLASYONUN ÜZERİNDE FİYAT ARTIŞI NORMALLEŞİYOR MU?

Tüketici, birçok ürünü enflasyonun üzerinde gerçekleşen maliyet artışlarıyla satın alırken, bazı sektörlerde fiyat belirleme davranışları da tartışma konusu oluyor.
Akaryakıttaki yüksek vergi yükü, enerji maliyetleri, ulaşım ve işletme giderleri elbette fiyatların oluşumunda etkili. Ancak maliyetlerin artması, her fiyat artışının sınırsız biçimde kabul edilmesini gerektirmiyor.
Tam tersine, maliyet ile satış fiyatı arasındaki makas büyüdükçe piyasada güven sorunu ortaya çıkıyor.

BU SADECE EKONOMİ DEĞİL, TOPLUMSAL BİR MESELE

Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, tüketicinin ise aynı ürüne fahiş bedeller ödediği bir sistem uzun vadede toplumsal dengeleri de bozuyor.
Üreten insan üretimden uzaklaşıyor.
Tüketici temel gıdaya ulaşmakta zorlanıyor.
Aradaki ticaret zincirinde ise fiyatların hangi noktada ve neye göre yükseldiği konusunda soru işaretleri oluşuyor.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Tarlada 17 lira… Pazarda 80 lira.
Bir tarafta aylarca çalışan üretici, diğer tarafta yüksek fiyatla alışveriş yapmak zorunda kalan vatandaş…
Ve ortada cevabı verilmesi gereken çok basit bir soru:

Üreticinin 17 liraya sattığı ürün, tüketicinin önüne gelene kadar neden 80 liraya çıkıyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca esnafı ya da üreticiyi değil, devletin denetim mekanizmalarını, ticaret zincirini ve toplumun ekonomik adalet anlayışını da ilgilendiriyor. dikkat çeken, yorum getiren başlıklar oluştur

Abone Ol
En İlgi Çeken Haberler